DİN EYİTİMİ ŞART

Aşağıdakiler, Maarif Nazırımızın, 32. Gün programında yaptığı açıklamalardır.
Önce, özellikle altını çizdiğim bir bölümüne, inanmak istemedim. (O yandaş medya var ya, kesin tahrif etmiştir nazırımızın laflarını diye düşündüm…) Ama baktım ki, farklı kaynaklarda da aynen yer almış…   Ben “eyitimden” anlamadığım için, memleketin tek Eğitim Bilimleri Fakültesinden, 2,5 yılda, 4 üzerinden 4.00 ortalamayla doktora derecesi almama rağmen, kürkçü dükkânına dönüp “My name is Hıdır, elimden gelen budur”u öğretebilmenin ötesine geçemediğim için, bu hadisenin, “eğitim sistemindeki tekâmül” bağlamında bir değerlendirmesini yapabilecek çapta görmüyorum kendimi. Bırakalım bu işi, “yapılandırmacı eğitim”, “eleştirel düşünme”, “problem çözme”, “analitik düşünme”, “sorgulama becerisi” gibi laflar eden, bunlarla ilgili ilmi eserler veren, “program geliştirme” sahasında ilim irfan erbabı ulema yapsın…

Önce söylenenleri, beni bunu yazmaya iten kısmı (tarafımdan) vurgulanmış olarak bir görelim.  Diyor ki Maarif Nazırımız;
Çocuk normal bir ortaokula gitmişse derslerin hangileri seçmeli ders olacak belli değil. Talim Terbiye Kurulu çalışıyor. Ancak Meclis hüküm getirdi. Kuran ve Peygamberimizin Hayatı’nın öğretilmesi. Biz bunu ortaokulda ve lisede öğreteceğiz. Biz Türkçe gibi Kuran okumayı öğreteceğiz. Zaten şu anda Arapça seçimli. Arapça öğretmeyeceğiz. Arapça lisanıyla Arap alfabesine dayalı Kuran okuma ayrı. Yani çocuk Arap harfleriyle bir kelimeyi okumayı öğrenecek ama okuduğu şey Kuran olacak. Bir müfredat oluşturacağız. Okuyacak ama ANLAMAYACAK. Zaten Kuran okuyanların büyük bölümü anlamazlar onu bir kutsal bir kitap olarak okurlar.

O kadar güzel, o kadar doğru ifade etmiş ki sayın maarif nazırım.
Kur’an okunacak ama anlaşılmayacak.

Dedim ya, ben anlamam derin mevzulardan, derinlere dalmadan, sadece Kur’an-ı Kerim’e (Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Internet Sitesinden ulaştığım Meal) göndermeler yaparak anlamaya çalışıyorum hadiseyi…

Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. (İbrahim Suresi 4. Ayet)

Biz onu, akıl erdiresiniz (anlayasınız) diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.  (Yusuf Suresi 2. Ayet)

Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” derlerdi. (Fussilet Suresi 44. Ayet)

(Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar. (Duhan Suresi 58.Ayet)

Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. (Sad Suresi 29.Ayet)

Allah’ın indirdiği kitabın anlaşılması gerektiğini görmezden gelip, (yani kitabın asıl amacını reddederek, Kitabı ciddiye almama gibi bir davranışı açıkça meşrulaştırıp) bir de bunu “olması gereken” olarak sunup “din eğitimi yapılıyorsa” bunu asıl amacı üzerinde düşünmek gerekir…
Şimdi gel de kızma, kalemiyle kin ve nefret tohumları atan o malum köşe yazarına. Ne yazmıştı zamanında:

Kütahya köylülerinin bir keçinin sırtına yazılmış “ayeti” görmeleri ve keçiyi kaptıkları gibi kaymakama götürmeleri, kaymakamın da bunu “adı geçen keçiye ne gibi bir işlem yapılmasını” bir yazıyla merkeze sorması Çinlilerin pirinçteki gen sıralamasını bulmalarına rastlar…
Şıh Hakkı Hazretleri’nin, müminlerin oval bir cismi okşamaları ya da ortasında delik olan yuvarlak bir cisme “manalı” şekilde fazla bakmalarının imanı bozacağını tebliğ etmesi de İskoç asıllı John Baird’in televizyonu icat etmesiyle eşzamanlıdır…
Dünyanın, Büyük Hadron çarpışmasıyla, dermansız hastalıklara derman arayışıyla uğraştığı dönemler de, Türklerin “imam” yetiştirip, onlardan bilgisayarcı, matematikçi, fizikçi, kimyacı, vali, doktor, mühendis, yargıç yapmak istemelerine denk gelecek…

Ben de sanmıştım ki, çoluğa çocuğa kitabımızda ne yazdığı öğretilecek, onlar da dinini bilen gerçek Müslümanlar olacaklar, ve böylece, sadece memleketimde görülen “cennetten tapu vaadiyle kendini keriz yerine koyduracak hakim, avukat ve ÖĞRETMENLER” artık yetişmeyecek.

BASINDAN HAVADİS:
Antalya Asayiş Şube Müdürlüğü Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, dini inançları kullanarak dolandırıcılık yaptığı öne sürülen zanlılara yönelik iki aylık teknik ve fiziki takibin ardından operasyon düzenledi.
Antalya, Hatay, Kırıkkale, Çankırı ve Ankara’da eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda, örgütün lideri olduğu öne sürülen F.K. ile eşi N.K, doktor olduğu öğrenilen A.C.Y. ile A.Y, U.T. ile F.Y. gözaltına alındı.
F.K’nin, önceki hayatında Veysel Karani olduğunu söyleyerek vatandaşları “Cennetten size yer vereceğiz” vaadiyle dolandırdığı öne sürüldü.
Zanlıların 2 yılda çok sayıda kişiyi 5-6 milyon lira dolandırdığı iddia edildi. Zanlıların dolandırıcılık yaparken hipnoz yöntemini de kullandığı, örgütün dolandırdığı kişiler arasında hakim, avukat ve öğretmenlerin de bulunduğu öğrenildi.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s