FERYAT

Bugün daha önce bir mevzu hakkında uzun uzun konuştuğumuz bir arkadaşınızla ayaküstü aynı mevzuyu yine konuştuk. Arkadaşınızın gözlerindeki çaresizlik beni etkiledi…
Bunda kendi payımın olabileceğini bile düşündüm.
Bilmemenin, birşeyleri düşünmeden, sorgulamadan, akıntıya direnmeden sürüklenmenin dayanılmaz rahatlığının yanında, sorgulamak, düşünmek, ve direnmek zordur, insanın canını acıtır…
Artık daha fazla konuşmamam gerekiyor diye düşündüm.
Ve eski yazılarımdan birisini kopyalayıp bu konularla uğraşmamaya karar verdim….

Birkaç yıl önceki yazılarımda bir tür “feryat” vardı.
Gerekçeler falan yazıyordum.
Şimdi sadece tarihe not düşüyorum.
Çünkü, yapılan işer atılan adımlar karşısında, akademik geleceğimden vazgeçme gibi bir bedel ödeyerek, ülkemin eğitiminden sorumlu oluşumun içinde yer almadım, koptum ve karşı görüşlerimi ifade etme dışında bu sürece bulaşmadım.
O nedenle de kendi içimdeki tutarlılığın verdiği huzur ve rahatlıkla yüreğimden geçeni dilimle kodlayabiliyorum.

Geliştiğimizi, küresel aktör olacağımızı, demokrasimizin ileri olduğunu söyleyenlerin bu ifadelerinin sadece söylemde kaldığını; hücrelerimize kadar ulaşmış o toplumsal anestezinin etkisiyle, atılan bu adımların artık kimsenin kılını bile kıpırdatamayacağını, hatta piramidin tabanında yaşamaya mahkûm edildikleri için hadiseye ekmek davası perspektifinden bakan büyük bir kitleyi (ve yaklaşan seçimlerde bunu oya tahvil etme hesabı yapan malum zihniyeti) fazlasıyla mutlu edeceğini söylemeliyim.
Ben, yaşadığımız toplumsal sorunlarda, bu sorunları yaşatanları hiç suçlamadım.
Bağışıklık sisteminiz güçsüzse, virüs bünyeyi tahrip eder. O kadar…
Çok söyledim, çok yazdım…
Ne olacak, bir kez daha yazayım.
Artık gelişmişliğin kriteri “yetişmiş insan gücüdür”. Bırakın petrolü, sadece her yıl Hac Farizasını yerine getiren insanlardan elde ettiği geliri düşündüğünüzde, Suudi Arabistan’ın gelişmiş ülke olması gerekiyor değil mi? Hacca, umreye gidenler bilir, Medine Fukarası tabiri oradan doğmuştur. Yol kenarına çökmüş boş boş bakan, dilenen tiplere gönderme yapar o söylem…

Bıkmadan usanmadan bir kez daha haykırayım

Ülkenin gelişmişliğinin belirleyicisi YETİŞMİŞ, EĞİTİMLİ İNSAN GÜCÜDÜR.
Uluslar bunu EĞİTİM SİSTEMLERİYLE gerçekleştirirler.

Bir eğitim sisteminin kalitesinin belirleyicisi dört unsur vardır
1-Programlar
2-Öğretmenler
3-Kaynaklar
4-Eğitim Yönetimi

Ama bu faktörlerin içinde bir tanesi öyle ayrıcalıklıdır ki, o kötü olduğu zaman diğerlerinin çok iyi olmasının hiçbir anlamı yoktur. Ya da, o iyi olduğu zaman, diğerlerinin yetersizliğini kapatma olasılığı vardır.

O nedenle sistemde ÖĞRETMEN NİTELİĞİ tek başına belirleyici bir unsurdur. Tıpkı ordular, karargâhlar generaller vesaireler olsa da, muharebeyi, cephede, karşısındakiyle göğüs göğse muharebeyi yapan tek neferin kazandığı gibi, eğitim işini bitirecek olan da, sınıfta öğrenciyle karşı karşıya kalarak işini yapacak olan kaliteli öğretmendir. Tıpkı generalin haritanın üstüne çizdiği ok nereye uzanırsa uzansın, arazide okun ucunu tahakkuk ettiren nefer gibi, ne kadar harika mefruşat yazılırsa yazılsın onu sınıfta uygulayacak olanın örtmenim olduğu gibi…

Diyorum, tepesine iki atom bombası atılmadığı halde, iki dünya savaşına sahne olmadığı halde, Allah’ın nimetlerini hiç esirgemeden vermiş olduğu halde, neden yurdum hala “perifer” ülkedir? Neden el alemin kapısını tırmalamaktadır? Neden başkasının pazarı, güvenliğinin bekçisi olmak zorunda bırakılmaktadır?
Çünkü gelişmiş ülke değildir.
Çünkü insanı eğitilmiş değildir.
Çünkü (açın bakın Cumhuriyet Hükümetlerinin Programlarının EĞİTİM bölümlerine) tutarlı bir eğitim sistemi yoktur
Çünkü belli bir öğretmen yetiştirme politikası yoktur.
Aşağıdakiler 10-6-1948 ile 22-5-1950 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapan Tahsin Banguğlu’nun kendi ifadeleridir:

Milli Eğitim’de devlet politikası temin edilememiştir… Maarife particiler tarafından müdahaleler olmuştur. Bir vilayetten bir heyet gelir, falan yere lise açılmazsa bizden oy yok derler. Başbakan heyetin yanında telefon açar. Milli Eğitim Bakanına falan yere lise açınız! der… Halk tabiriyle bir müdür bir mühür açarız…

Bu da Necdet Sakaoğlu’nun bir inceleme çalışmasının sonucudur:
Seksen yıl boyunca yeterli kadrolara kavuşamamış ve kurumsallaşamamış bir mirası devralan Cumhuriyet Eğitimi, bugün de bir o kadar süre geçmesine karşın köklü atılımları gerçekleştirememiş, denenmiş doğrulara sahip olamamış, eğitimi sağlam bir temele oturtamamıştır [Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları (2003) Sayfa 153 ]

Bunlar da son on yılın Bakanlarının aldıkları eğitimler yani meslekleri
Turhan Tayan, İstanbul Üniv. Hukuk Fakültesi
Mehmet Sağlam, Ankara Üniv. Hukuk Fakültesi
Hikmet Uluğbay, Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fak.
Necdet Tekin, Ege Üniv. Fen Fakültesi
Metin Bostancıoğlu, Ankara Üniv. Hukuk Fakültesi
Erkan Mumcu, İstanbul Üniv. Hukuk Fakültesi
Hüseyin Çelik İstanbul Üniv. Edebiyat Fakültesi
Nimet Çubukçu, İstanbul Üniv. Hukuk Fakültesi
Ömer Dinçer, Atatürk Üniv. İşletme Fakültesi’ni
Nabi Avcı, Orta Doğu Teknik Üniv. İdari Bilimler Fakültesini

Bu da, öğretmen yetiştirme tarihimizde (öğretmenlik uygulamasına gidilmemesi, Fen Edebiyat Mezunlarına tırışkadan formasyon verilmesi gibi Türk usulü diye adını koyduğumuz uygulamaların haricinde) aklı başında vatandaşlarda “Hadi ya, gerçekten mi?” dedirtecek uygulamalar:

Yedek Subay Adayı Öğretmenler (22.452 öğretmen)

1970’li yılların Eğitim Enstitülerinde 70 bin öğrenciye 50 günde öğretmenlik diploması

1974’te (bir kısmı Güzel Sanatlar ile Beden Eğitimi Spor branşlarında) mektupla yetiştirilen 46 bin öğretmen

1992’de ve sonrasında yeterli özel alan eğitimi bulunmayan ve iş arayan 150 binden çok üniversite mezununun sınıf öğretmeni olarak atanması

İçeriğini tartışmıyorum, sadece şekline bakıyorum.
Eğer bir memlekette, eğitim sistemini eğitimci olmayanlar değiştirebiliyorlarsa, uygulamada eğitim bilimciler yer almıyorsa, herhangi bir pilot uygulama yapılmadan doğrudan uygulamaya geçilebiliyorsa, yeni uygulamanın öğretmeni, kitabı, mefruşatı planlanmadığı için, bir gecede sınıf örtmenim branş örtmenine devşiriliyorsa ve bunu da memleketin üniversiteleri, eyitim bilimcileri seyretmekle yetiniyorsa, burası sözün bittiği yerdir…

Bakın hanımlar beyler, eğer bu ahali (analık babalık içgüdüdür, o nedenle iddialı biçimde EN ÖNCELİKLİ diyorum) EN ÖNCELİKLİ varlığı evladının eyitiminin ırzına geçen bu uygulamalara kayıtsız kaldıysa ve kalmaya devam ediyorsa, bugün, yıllar öncesinin şahsen kendisini hiç ilgilendirmeyen konularının hesabını sorma pozlarında açılan davalara alkış tutarken, bu mevzular kendilerini hiç enterese etmiyorsa, hadisenin açıklaması basittir.

Ahalinin kendisi eğitilmemiştir ve bugün atılan adımların gelecekteki bedellerini düşünebilecek kadar soyut işlemler aşamasına gelememiştir. İşte eyitim böyle bir şeydir.

Aynı siyasal iktidar döneminde,
Önce Fen Edebiyat Fakültelerine Formasyon dersleriyle örtmen yetiştirme hakkı veriliyorsa
Sonra bu iş olmaz deyip kaldırılıyorsa
Ardından, yok yok olur deyip tekrar olacağı müjdeleniyorsa,
bana, artık, bu ahaliye her şey müstehak demekten başka bir şey düşmez… Çok bencilce bir yaklaşımla, yaradan Rabbime şükürler olsun ki, zorunlu hizmet süremi tamamladım ve sisteme göbekten bağlı değilim, inanmadığım işleri yapmak zorunda değilim ve dahi evladım sisteme rağmen kendini kurtarabildi demekten başka…

Sizlere cümleten geçmiş olsun…

Ha, eyitim öyle bir şey ki, yetiştirilme biçiminize göre, (sorgulamadığınız, farkında olamadığınız için) önünüze konanın en iyisi olduğuna inanıp halinize şükretmeye devam edeceksiniz…
Çünkü siz ve sizin ananız babanız böyle bir sistemde yetiştirildiniz… Artık gelecek kuşakları sizden daha da iyi yetiştirecekler.
Saadetler dilemeye devam ediyorum…

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s