DENGE

Bu ülkenin ciddi bir eğitim ve kültür sorunu var…

Yüzyıllardır “kul” ve “tebaa” olduğu için sorumluluk sahibi yurttaş olarak davranmayı beceremiyor…

Kendisine ne yaşatılırsa yaşatılsın, en azından insan olmanın onurunun bir gereği olarak, yaşadığı olumsuzlukların, gözünün önünde cereyan eden tutarsızlıkların, gördüğü haksızlıkların, kendisinin saf yerine konmasının hesabını sormayı, hakkını aramayı, bunlara tepki göstermeyi, bırakın düşünmeyi, garip bir şekilde, bunları sinesine çekmeyi tercih ediyor ve hatta bir kısmını da onaylıyor.
Adeta güce tapıyor.

Galiba bunun sorumlusu bizleriz…

Ailede mutlak itaatin sembolü bir baba ki anne “baban gelince söyleyeceğim” tehditleriyle bunu pekiştirdikçe,

Mahallede bir karakol ve bu karakolun copla gezen bekçileri ve polisleri nizamı copla ve tehditle sağladıkça,

Askerde suratına iki tane çakan, angarya işlerle cezalandıran çavuşun, bölük komutanın oldukça,

Okulda elinde kızılcık sopasıyla gezen, vurdu mu avucunun içinde iz bırakan müdür yardımcın, müdürün varsa,

Davranışlarıyla ve “önüne bak” “başka şeyle ilgilenme”, “sus konuşma” tarzı klişe söylemleriyle, asıl görevinin “sınıf içi disiplini sağlama olduğu” algısı oluşturan örtmenlerin tezgâhından geçtikçe,

başka bir tablo beklemek beyhudedir.

Çünkü, canlı varlığa öngörülen bir davranışı sergiletmenin iki yolu vardır… (Biliyorum, bunları benden duymaktan, okumaktan sıkıldınız.)

1- O davranış her ne ise, onu, kişi için anlamlı, önemli, ilginç ya da kişinin bir ihtiyacı haline getireceksin (ki çok zordur ama mümkündür ve bunu yapabilene ÖĞRETMEN derler.)

2- Kişiyi öylesine zor bir duruma sokacaksın ki, o durumdan kurtulmak için senin istediğini yapmaya razı olacak (ki çok kolaydır, sistem zaten o gücü vermiştir, o sistemin ürünü ana baba “eti senin, kemiği benim, derisi de Türk Hava Kurumunun” diyerek bu güce destek olmaya dünden razıdır, bu arada bunu yapana da TERBİYECİ derler ve en kolay olanıdır.)

Ha, bu saatten sonra bunlardan vazgeçerseniz, bu maya ile yetişmişlerin tepenize çıkma ihtimali kuvvetlidir… Yıllardır bir öğretmen yetiştirme politikası bile olmayan, vıcık vıcık siyasete bulaşmış bir eğitim sistemiyle, bu sistemin beslediği örtmenlerle, o öğretmenlerin ürünü ana babalarla gelinen noktada, artık resmen imrenmeye başladığımız elin gavurunun kültürünü yakalamak zordur…

Kendi kültürümüz, kendi değerlerimiz mi?
Geçmiş olsun. Onun da validesini hareminize dahil ettiniz….

Ne demişti üstat;

Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. Ayrıldıkları vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe doğar.

Gençlere tercüme etmek gerekirse;
Dini bilgiler, kişiyi kendi davranışları hakkında yargıda bulunmaya iten, kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan gücü, yani “vicdanı” oluşturmak için gereklidir. Çağdaş bilimsel bilgiler ise kişiye “düşünmeyi”, “sorgulamayı” “anlama ve kavrama gücünü” kazandırmak için gereklidir. Gerçek bu ikisinin birlikteliği ile bulunabilir. Eğer bunları ayırırsanız, birincisinden taassup yani bağnazlık, sorgulamadan körü körüne bağlanma, fanatizm, diğerinden ise hile ve güvensizlik doğar.

Şimdi –sanırım nüfus cüzdanındaki ifadeye göre yapıyorlar bu hesabı- yüzde doksan dokuzu Müslüman olan ülkede bu denli yolsuzluk, hırsızlık, hile, rüşvet, dolandırıcılık olduğuna göre, mevcut din eğitimi çözüm olamıyor… Diğer yandan, memleketin –bireysel istisnalar dışında- çağdaş bilimlerdeki yerini en iyi bilenlerdenim. Türkiye Bilimler Akademisinin TÜBİTAK’ın ÖSYM’nin getirildiği durumları bilenler biliyorlar, bilmek istemeyenler, çocuklara, “ayet dinletilen bitkinin rock müzik dinletilen bitkiden daha çabuk büyüdüğü” gibi konularda TÜBİTAK projeleri yaptırıyorlar…

Sonuç olarak vardığımız nokta bu…

Toparlayacak olursak, bu ülkenin kul ya da tebaa olmayı tercih etmek, bilmemenin, sorgulamamanın dayanılmaz rahatlığıyla kendisini mutlu kılmak, bu meseleleri kurcalayanlara da tepki göstermek gibi bir sorunu var ki, bu da bize bir şeyi gösteriyor;

Bu makûs talihi değiştirecek bir adımı, daha doğrusu bir FIRSATI, Cumhuriyet Türkiyesi’ni kabul etmemişiz…
Laik olabilmeyi becerememişiz…
Bizim bu halimizi “siyasi güce”, “ekonomik pazara”, “ucuz işgücüne” devşirenlere göz yummuşuz…

Finlandiya “araştırmacı öğretmen” modelini tartışırken, bizimkilerin formasyon kotası tartıştıkları, ahalinin iradesinin bir hükümete yansıtılamadığı ancak ahalinin bunu zerre sorun etmediği ve dahi toplumsal gerginliğin, çatışmanın siyasi ikbale dönüştürülmesini anlamadan seyrettiği bir fotoğraf karesinden, saadetler dilemeye devam ediyorum…

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s