BİR BABANIN OĞLUNA MEKTUBU-III

Birkaç gün önce tezini vererek yüksek lisans sayfasını da kapattın Oğlum.
Hem de öyle güzel kapattın ki, kesintisiz biçimde doktoraya da başladın.
Ben bu -artık bir klasik haline gelen- mektupların sonuncusunu yazarken, sen Almanya’daki bir bilimsel etkinlikte sunacağın sözlü bildirine hazırlanıyorsun.

Önceki yol ayrımlarında sana söyleyecek birşeyleri olan babanın bu aşamada senin ve eğitiminin üzerine edecek lafı kalmadı artık. Zaten artık ne çalıştığın konulara ne de yaptıklarına aklım eriyor. Tezinin önsözünde destek olanlara ve sevdiklerine yazdığın teşekkürün dışında anladığım bir şey yok inan…

Tam altı yıldır kendi ayaklarının üzerinde, insanın fikrinin ve vicdanının hür olabildiği, aklın ve bilimin rehber alındığı, dünyaya geniş bir perspektiften bakabildiğin ama bir o kadar da zorlayıcı standartları olan öğrenme ortamlarında yaşıyorsun. Bana bu durumda birşeyler söylemek değil, senin yaşadığın ortama imrenmek, senin adına sevinmek düşüyor ancak…

Sana ve yaşadığın ortama imrenmem, aslında ister istemez yaptığım bir kıyaslamanın kaçınılmaz sonucu. Çünkü senin tarafa bakınca nasıl bir aydınlık, bir güzellik görebiliyorsam, bu tarafa bakınca müthiş bir hüzün çöküyor yüreğime…

Sen tez jürinden çıkıp bize “bitti” dediğinde, ben on yıl öncesine gittim…

On üç yaşında ailesinden kopup yatılı mektebe gitmiş ve o çocuk yaşıyla bayram izinlerine kaç gün kaldığının çetelesini tutacak kadar ev, aile özlemi çekmiş baban, seni Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesine bıraktığı güne döndü…

İlk gün seninle aynı saatlerde kayıt olmaya gelen Ozi ile tanışmıştınız. Hala, her ikinizin de başlarınız önünüzde, bahçedeki bankın üzerinde masum masum yan yana oturuşunuz gözlerimin önünde…

Sonra istediği lisede okuma hayalini gerçekleştirmiş bir avuç çocuk, ideallerinize doğru bir hayat macerasına yelken açmıştınız.

Şimdi ise o sınıftan Ozi, Çağın, İsko, Baran, Asena ve Sen, bu ülkeden uçup gittiniz…

Devletin ekmeğini yemiş, devlete minnet duygusuyla yetiştirilmiş baban, kendisine ilk bakışta çelişkili gelen bu duruma hep kafa yordu…

Yordu ve daha konuşulacak pek çok konu varken, sadece ve sadece “eğitim öğretim açısından” şunu gördü doktoraya başladığın bugün…

Ardınızda bırakarak uçup gittiğiniz bu, doğduğunuz ve büyüdüğünüz topraklarda, siz gittikten sonra;

Bir üniversite profesörü, “ülkede okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor” dedi alenen televizyonlarda. Sizin yaşadığınız ülkelerde olsa milleti ayağa kaldıracak bu olayın ardından, bırakıp gittiğiniz bu ülkede, adam resmen Yüksek Öğretim Kuruluna atanarak ödüllendirildi.

Bırakıp gittiğiniz ülkenizde, üniversiteler aklın ve bilimin rehberliğinden vazgeçip siyasetin ve ikbalin akışına bıraktılar kendilerini. Yerleşkelere laboratuvar, kültür ve sanat merkezleri yerine devasa camiler yapılıyor ve ahali de bundan büyük mutluluk duyuyor. Çünkü ahalinin doktora, mühendise, sizin gibi bilim insanlarına, evrensel hukuku benimsemiş vicdanlı hukukçulara ihtiyacı yok artık, imamlar her derde deva olabiliyor. Tam anlamıyla yaptığı ürettiği hiç bir şeyi olmayan ülkenizin ahalisi, yazılımı ve işlemcisi ithal cep telefonunun bile yerli ve milli olduğuna inanıyor.

Ülkelerin eğitim sistemlerinin kalitesini ortaya koyan uluslararası bir değerlendirme programı var PISA. 2015’teki sınavda, ülkemiz önceki yıllardaki performansına göre daha da gerilere düşerken, Singapur da bu sınavda birinci sıraya yerleşti. Singapur’un ilk sıraya yerleşmesi, bu ülkede eğitimi önemseyen herkes için çok önemlidir. Çünkü Singapur, biz Cumhuriyeti ilan ettikten tam 42 yıl sonra, 1965 yılında bağımsızlığını ilan eden bir ülkedir.

Hani Hasan Efe ile tişört yaptırmıştınız sizin zamanınızdaki ortaöğretime geçiş için yapılan OKS ile ilgili, işte 2013 yılında, o sınav sistemi, bir çok düzenlemenin ardından, pek alışık olmadığınız bir şekilde, tüm paydaşların (yani, öğretmenlerin, eğitim yöneticilerinin, özel okul yöneticilerinin, okul müdürlerinin, velilerin, önceki yıllarda kullanılan eski sınava katılmış öğrencilerin ve o yıl sekizinci sınıfa geçen öğrencilerin) katılımlarıyla, bir uzlaşı sonucu yeniden düzenlendi.

Ama tam dört yıl sonra, eğitimle hiç ilgisi olmayan birisi çıkıp, aynen, “Mesela ben TEOG olayını istemiyorum ve bunu da artık yanlış buluyorum. TEOG’un kaldırılması lazım. Biz TEOG’la mı geldik? Ne TEOG vardı, ne bir şey vardı” dedi.

Daha vahim olanı, bırakıp gittiğiniz ülkenin eğitiminden birinci derecede sorumlu olan Milli Eğitim Bakanlığı da, ortada herhangi bir aksaklık ya da değerlendirme çalışması ile daha iyisi çalışılmış bir sınav sistemi yokken, yeni bir sınav sistemi seçeneğini bile bekleyemeden, derhal “TEOG Kaldırılmıştır” açıklaması yaptı.

Ülkenin aynı siyasi partisinin bir Milli Eğitim Bakanı, “işlevsel, etkili, estetik” diye çocuklara eğik el yazısı öğretirken, başka bir Milli Eğitim Bakanı, “eğik yazı dayatmasını kaldırdık, bu zordan basite gelme uygulaması adeta suyun yokuşa akıtılması şeklindeydi” diye açıklama yaptı.

Daha da ilginç gelişmeler yaşandı bırakıp gittiğiniz ülkenizde.

Uçağa atlayıp sizi yetiştirmek için size kucak açan üniversitelere doğru uçtuğunuz yılların hemen ardından, ülkenizin eğitim sistemindeki 5+3 şeklindeki 8 yıllık kesintisiz eğitim, 4+4+4 şeklinde 12 yıllık zorunlu eğitime çevrildi. Bu değişiklikle, zorunlu okula başlama yaşı 5,5’a düşürülürken, isteğe bağlı olarak 5 yaş (60 ay) oldu. Gelişim Psikolojisinin verileri ortadayken, yeni Türkiye’nin yeni üniversitelerindeki, ciltlerce kitap yazmış çocuk gelişimi uzmanlarının tek kelime edemeden sessizce seyrettikleri bu düzenlemede, küçücük çocuklar okullarda ciddi sorunlar yaşadı. Kimisi okuma yazmaya geçemedi, kimisi daha o yaşta okuldan, öğrenmekten soğudu. Ama asıl beklenti karşılandı; İmam Hatiplerin orta kısımlarının açılmasına ek olarak, ortaokul ve lisedeki seçmeli dersler arttırıldı. Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler, Kur’an-ı Kerim, Yaşayan Diller ve Lehçeler gibi yeni dersler de programa kondu.

Geçen yıl da eğitim sisteminde değişiklikler yapıldı. Programların giriş bölümüne “değerler eğitimi” başlığı altında bir bölüm eklendi. Evrim teorisi programdan çıkarılırken; “cihat kavramı”, “15 Temmuz darbe girişimi” gibi konular programa eklendi. “Böyle bir değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu?” sorusunun cevabını Milli Eğitim Bakanı “Gelecek nesillerin daha donanımlı olabilmesi” şeklinde verdi.

Anlatacak çok şey var daha Oğlum ama uzun uzun anlatmak yerine, buradaki kardeşlerinizin son üniversiteye giriş sınavında sergiledikleri performansı gösterip, bırakıp gittiğiniz ülkenizin geleceğini tahmin etmeyi size bırakayım…

Alan Yeterlilik Testi denilen son sınavda, sınavı geçerli olan 2 milyon 260 bin 273 adayın testlerdeki ortalama doğru cevap sayılarını şöyle açıkladı ÖSYM;

“Türk Dili ve Edebiyatı” alanında, 24 soruda 4,743 ortalama,
“Tarih-1 ” alanında, 10 soruda 1,617 ortalama,
“Tarih-2” alanında, 11 soruda 1,465 ortalama
“Coğrafya-1” alanında, 6 soruda 2,271 ortalama
“Coğrafya-2” alanında, 11 soruda 2,856 ortalama
“Felsefe Grubu” alanında 12 soruda 2,017 ortalama,

çok iddialı oldukları, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” alanında, 6 soruda 2,098 ortalama.

Sizi ilgilendiren temel bilimlerde ise durumumuz daha içler acısı:

Matematik, 40 soruda ortalama 3,923,
Fizik, 14 soruda 0,467 ortalama,
Kimya, 13 soruda 1,109 ortalama,
Biyoloji, 13 soruda 1,669 ortalama.

İşte böyle bir iklimde, bu yol ayrımında, sana ve arkadaşlarına edebilecek tek söz kalıyor bizlere oğlum.

Yolunuz ve bahtınız açık olsun…

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s