BİR BABANIN OĞLUYLA GURURU

Yetmişli yılların sonunda, yatılı mektepte aynı kafada iki arkadaş, Çengel sırtlarına çıkar, kokmasın diye aldığımız votkayı vişne suyuyla karıştırıp kafamızı tütsülerken, boğazdan geçen şileplere bakarak, geminin ambarında Amerika’ya kaçak yolcu olarak gitme hayalleri kurardık.

İşin ilginç yanı, öyle garsonluk, komilik hayali falan değildi bizimkisi. Lise fizik bilgisiyle, bilim dünyasında yer almak için oralarda üniversite okumayı falan düşünürdük.

Hayalle avunulan yıllar geçip, seksenli yılların başlarında, bu kez daha da umudum tükenmiş olarak, haftanın iki günü öğleden sonra gidilen Dikmen sırtlarında kendi kendime sürdürdüm bu hayali. Çünkü verilen aralarda uzaktan gördüğümüz, JUSMMAT’ın (Joint US Military Mission for Aid to Turkey, “Türkiye’ye Yardım için Ortak ABD Askeri Kurulu”) personelinin çocuklarının spor yaptıkları, eğitim gördükleri tel örgülerle çevrili alan, yemyeşil çimler üzerindeki kırmızı tuğlalı binalarıyla, tipik Amerikan üniversite kampuslarına benziyordu.

Zaman zaman aklıma geldikçe içimde sızısını hissettiğim bu gönül yarası, son kez oğlumun mezuniyet törenine gittiğimde, Kanada’da Toronto Üniversitesinin kampusunu gezerken kanadı.

Artık ömrünün çoğunu tüketmiş, azı kalmış bir insan olarak, bu yara mecburen kabuk bağladı. O yeşil çimlerin, kırmızı tuğlalı binaların yer aldığı mekânlar, memleketimin hallerine dellendiğimde, kaçıp gitmek istediğim limanlar olmalarının dışında anlamını yitirdi. Yıllar, insanın gençliğini, gücünü götürdüğü gibi umutlarını ve hayallerini de götürüyor çünkü.

Coğrafya bir kaderdir lafına sığınan bir insan olarak, kaderimi değiştirmek yerine, çizilen kaderi yaşarken, kendimce bazı adımlar da atmadım değil. Otuz yaşında iş değiştirdim, kendimden on yaş küçük gençlerin arasında tekrar sınıflarda sıralara oturdum, hayata yeniden tutunmaya çalıştım ve tam da bu sıralarda bir çocuk sahibi olmanın sorumluluğunu üstlendim.

Hayatı ve insan davranışlarını öğrenmeye başladığımda da geç kalmıştım. Kuşkusuz bu geç kalmışlık, oğlumun yetişmesinde hatalar yapmama neden oldu. O yaşlarda ders çalışmak, sınavlara hazırlanmak gibi “zamanının dışında” yapmam gerekenler yüzünden onunla ilgilenemediğim gibi, davranışlarını sınırlamak için “yeşil Marslılarla” onu korkutmak gibi bugün çok eleştirip ayıpladığım işler yaptım. Bugün, üzerindeki etkisinin onun da içinde bir yara olma ihtimalini zihnimden atamadığım bir de laf ettim ergenlik döneminde ve ergen psikolojisini bilen bir baba gibi davranmak yerine, ona “senden adam olmaz” dedim…

Anlamının, “bir evlat sahibi olmanın sorumluluklarını yerine getirememe” olduğunu bile bile, tam da bana ihtiyacı olduğu zamanda onu yalnız bırakarak başka bir ilde doktora yapmaya gittim.

Oğlum, bütün bunlara rağmen, daha da açıkçası, bana rağmen

Hayal ettiği, ideali olan liseye gitti,

İki kez uluslar arası bilim olimpiyatlarında madalya aldı,

Bana maddi anlamda hiç yük olmadan, Kanada’da Toronto Üniversitesinden Fizik Matematik alanlarında çift alan lisans diploması aldı, hem de yüksek onur derecesiyle .

Benzer koşullarda, British Columbia Üniversitesinde yüksek lisansını tamamladı

Aynı üniversitede doktoraya başladı

Diğer dört makalesinin yanı sıra, dünyaca saygın bilim dergisi Nature’da birinci yazar olarak bir makalesi yayınlandı

Ve bu sabah bir haber daha aldım.

Bu yaz, Amerika’da Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara’daki KAVLI Teorik Fizik Enstitüsünün beş aylık yaz okuluna seçildi.

Ee, yaz okulu, ne olmuş yani?” denilebilir.

Ama orasının Nobel ödüllü fizikçilerin, bilim tartıştıkları bir yer olduğunu,

Bir bölümden değil,

Bir üniversiteden değil,

Bir ülkeden değil,

Dünyadan beş altı kişinin kabul alabildiği bir yer olduğu düşünülünce, bir baba olarak insan müthiş gurur duyuyor.  

“Gurur duyuyor da, bu gururu hak ediyor mu?” diye kendime sorunca, işte onun cevabını tam olarak bilemiyorum…  

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to BİR BABANIN OĞLUYLA GURURU

  1. Sedat Vardar dedi ki:

    Bilmiyor olamazsın. Biliyor ancak kendine itiraf edemiyor olabilirsin. Bu arada delikanlıyı senin nezdinde kutluyorum. Senin Çengelköy sırtlarında kendin için kurduğun hayali şimdi çocuklarımız için kuruyoruz bizler. Sen hiç değilse onu gerçekleştirmişsin. Bu bile büyük bir teselli sana kardeşim. Tekrar tebrikler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s