DÖRT YANLIŞ BİR DOĞRUYU NEREYE GÖTÜRÜR?

Bu yazıyı, geçtiğimiz yıllarda, “dört doğruya bir doğru da bizden olsun” kampanyası başlatan bir öğrenci grubunun sosyal medya paylaşımlarına karşı yorum olarak yazmıştım. Amacım sadece yanlış bilinen kavramları düzeltmekti.

Bilirsiniz, öğrenciler zaman zaman öğretmenlerine, “Sınav test mi olacak, klasik mi olacak?” diye sorarlar. Oysa bu soru “test” sözcüğüne yüklediğimiz yanlış anlam yüzünden anlamlı bir soru değildir.

“Test” sözcüğü “sınav” ya da “imtihan” sözcüğünün İngilizcesidir. O nedenle öğrencilerin sorularındaki “test” sözcüğünün yerinde, “çoktan seçmeli test” ifadesi olmalıdır. “Çoktan seçmeli testler”, “doğru yanlış tipi testler”, “eşleştirmeli testler” veya “boşluk doldurmalı testler” gibi, test türlerinden sadece birisidir.

Çoktan seçmeli testler, “cevabı hazır” testler kategorisine girer. Testi cevaplayan kişinin oluşturacağı, ortaya koyacağı, üreteceği bir cevap yerine, seçeneklerin arasına konmuş orada bekleyen hazır bir cevap vardır ve bu yüzden eleştiriye açıktır.

Diğer yandan da çoktan seçmeli testler; puanlayanın müdahalesine kapalı olduğu için tamamen “nesnel” olması, mekanik yöntemlerle (optik okuyucularla) kısa sürede ve hatasız bir şekilde puanlanabilmesi, her soru kesinlikle yanlış veya kesinlikle doğru sayılabildiği için sonuçlar üzerinde istatistiki işlemler yapılabilmesi gibi üstünlükleri yüzünden çok tercih edilir. Hatta o kadar çok tercih edilir ki, öğretmenler işi gücü bırakıp seçenekler arasında doğru cevap bulma becerisi kazandırmaya yoğunlaşırlar.

Ama çoktan seçmeli testlerin, ölçmenin doğruluğu açısından, önemli iki yetersizliği vardır.

Bunlardan ilki, şans başarısına açık olması, yani bir soruya verilen doğru cevabın gerçekte öğrenilmiş bir davranış mı, yoksa tesadüfi olarak (yani şans eseri) sergilenmiş bir davranış mı olduğunun bilinememesidir.

Diğer yetersizlik de, kısmi öğrenmeleri ölçememesi yani, bir soruyu cevaplarken beş seçenek arasında kalarak yanlış cevap veren bir öğrenci ile cevabı iki seçeneğe kadar indirip yanlış cevap veren bir öğrenciyi diğerinden ayıramamasıdır.

Şans başarısı sorununa çözüm olarak önerilen yol, aslında sorunu çözmez. Yani öğrencinin doğru cevap olan seçeneği işaretleme nedeninin bilgisi mi yoksa şansı mı olduğu, öğrenci tekrar ve daha ayrıntılı biçimde sınanmadan öğrenilemez. Ama öğrenciyi bilmediği soru karşısında “şansını denemekten” vazgeçirmeyi deneyebilirsiniz.

Bu vazgeçirme için de öğrenci tehdit edilerek ona şu mesaj verilir:

“Bilmediğin soruyu rastgele bir seçeneği işaretleyerek, (bilindik ifadesiyle ‘kafadan atarak’) cevaplamaya kalkarsan ve o da tutmazsa, (cevabı bilerek işaretliyormuş gibi yaptığın ama bana yakalandığın için) seni puanını kırarak cezalandırırım.

Ancak bu cezalandırma, yani puan kırma da, olabildiğince adil bir biçimde yapılmaya çalışılır.

Şöyle ki; beş seçenekli bir soruda, hiçbir şey bilmeyen bir öğrencinin sorunun doğru cevabı olan seçeneği işaretleme ihtimali (100/5=%20) yüzde yirmidir. Yani beş seçenekli bir test sorusunda, rastgele bir seçeneğin işaretlenmesi halinde, o seçenek %20 ihtimalle doğru cevap olabilir. Bu durumda, bir öğrenci, bilemediği bir soruyu “attığında” ve o da tutmadığında, bu öğrencinin, sorunun tam puanının %20’si kadar bir puanı kırılarak cezalandırılması olağandır.

Bu mantıkla bakıldığında beş soru kafadan atıldığında bunlar yüzünden kaybedilmesi olağan sayılan puan toplamı, bir tam sorunun puanına eşit olur ancak bu beş seçenekten birisi de zaten doğru cevaptır. O nedenle çoktan seçmeli testlerde seçenek sayısı kadar değil de (doğru cevap hariç tutulmak üzere) seçenek sayısının bir eksiği kadar yanlış işaretleme, bir sorunun tam puan değeri kadar puanın kırılmasıyla cezalandırılır.

O yüzden “Dört yanlış bir doğruyu götürüyor mu?” klasik sorusu her zaman değil, sadece beş seçenekli çoktan seçmeli testler için sorulduğunda doğru bir sorudur.

Eğitim terminolojisinde “düzeltme faktörü” olarak adlandırılan bu uygulamanın doğru ifadesi, dört yanlışın bir doğruyu götürmesi değil, “seçenek sayısının bir eksiği kadar yanlışın, bir doğru cevabı geçersiz kılmasıdır”.

Düzeltme faktörü uygulandığında, genellikle dört seçenekli soruların sorulduğu ilköğretimde üç yanlış bir doğruyu götürürken, beş seçenekli soruların sorulduğu ortaöğretim ve yükseköğretimde dört yanlış bir doğruyu götürür.

Çoktan seçmeli testlerin, kısmi öğrenmeleri ölçememesi (beş seçenek arasında kalan ile iki seçenek arasında kalarak kaybedeni ayıramaması) sorununun da birkaç çözüm yolu vardır.

En zor olanı, her bir sorunun seçeneklerinin, sorunun cevabının doğruluk derecesini yansıtacak şekilde ağırlıklandırılarak düzenlenmesidir. Örneğin, beş seçenekli bir sorunun (a) seçeneği %100 doğru, (b) seçeneği %75 doğru, (c) seçeneği %50 doğru, (d) seçeneği %25 doğru ve (e) seçeneği de tamamen yanlış olacak şekilde düzenlenebilirse, öğrenci; o sorudan, sorunun tam puanının işaretlediği seçeneğinin ağırlığı kadarını alır. Örneğin, bu örnekte %50 ağırlıklı (c) seçeneğini işaretleyen bir öğrenci o sorudan alınacak tam puanın yarısını, %25 ağırlıklı (d) seçeneğini işaretleyen bir öğrenci, dörtte birini, %100 doğru olan (a) seçeneğini işaretleyen bir öğrenci de sorunun puanının tamamını alır. Ancak böylesi testler hazırlamak çok zordur ve muhtemelen böyle bir test ile yapılan ölçme, hazırlanmasındaki zorluklar yüzünden, kısmi öğrenmeleri ölçememekten kaynaklanan ölçme hatalarından daha fazla ölçme hatası içerebilecektir.

Biraz daha kolay olan diğer yol da, cevaplayanın, doğru olduğunu düşündüğü seçeneği işaretlemesine ek olarak, bir de emin olma derecesi eklemesidir. Bu amaçla, her soru için iki işaretleme alanı düzenlenir, ilk alana, (a), (b), (c)… gibi seçenek işaretlenirken, hemen yanındaki alana da %100, %75, %50, %25 gibi bir emin olma derecesi işaretlenir. Eğer işaretlenen seçenek doğru cevapsa, o sorudan soru tam puanının emin olma derecesi kadarı alınır. Yani, verilen cevabın yanına emin olma derecesi %50 olarak işaretlenmişse ve o cevap da doğruysa, o sorudan alınacak puan, sorunun tam puanın yarısı kadardır. Bu uygulamada düzeltme faktörü kullanılacaksa, göze alınan riskle orantılı olarak uygulanır. İşaretlenen seçenek doğru cevap değilse, bu kez sorunun tam puanının emin olma derecesi kadarı toplam test puanından düşülür.

Bu konuda çözüm olabilecek son yol ise, testi cevaplayana birden fazla seçenek işaretleme olanağı sunulmasıdır. Ancak bir koşulla. O koşul da, eğer işaretlenen seçeneklerin arasında doğru cevap varsa, o sorudan alınacak puanının işaretlenen seçenek sayısına bölünerek verilmesidir. Eğer cevaplayan eminse tek seçenek işaretleyerek o sorudan tam puan alırken, çok emin değilse, iki seçenek işaretleyecek ve doğru cevabı bulursa sorunun puanın yarısını, üç seçenek işaretlerse üçte birini alacaktır.

Bu son uygulama akıllara şöyle bir soru getirebilir. Eğer cevaplayan, beş seçenekli soruların olduğu bir testte, soruların hepsinde bütün seçenekleri işaretlerse, hiçbir şey bilmese bile, o testten alınacak tam puanın beşte birini almaz mı?

Evet alabilir. Ancak bu ölçme açısından bir sorun teşkil etmez. Çünkü davranış ölçümündeki sıfır, mutlak sıfır değildir ve sınavda davranışın ölçülmeye başlandığı noktayı gösterir.

Bir testte ölçmeye sıfır yerine 20 puan noktasından başlanmış olması, tüm öğrenciler için ölçmenin başlangıç noktasını aynı kıldığından, yine de öğrenciler birbirlerine göre sorunsuz bir şekilde sıralanmış olacaklardır.

Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s